Yusuf Peygamber kimdir Yusuf peygamberin hayatı

Pin It

Kur’ân-ı Kerim’in 111 ayetten müteekkil olan 12. suresi, Yusuf aleyhisselamın hayatını anlatmaktadır. Allahü Teala Yusuf aleyhisselama ait bu kısayı “ahsenu’l kasas/kıssaların en güzeli eklinde vasıflandırmıtır. Yusuf aleyhisselam, Hazret-i Yakub’un oludur. Dedesi Hazret-i İshak, babasının amcası Hazret-i İsmail, büyük dedesi ise Hazret-i İbrahim’dir. Hem kendisi, hem de ataları Efendimizin bir hadis-i eriflerinde “el Kerim/keremli” sıfatı ile yadedilmilerdir. Her peygamber gibi sıkıntı ve belalarla imtihan edilmi ve çektii acı ve ızdıraplardan sonra günün birinde kendisine risalet verilmitir.

Babası tarafından Yusuf aleyhisselama gösterilen ilgiyi kıskanan dier kardeleri bir komplo hazırlarlar. nce bir bahaneyle öldürmek isterler. Ancak daha sonra bir kuyuya atmaya karar verirler. Babalarının istememesine ramen zorla razı ederek Hazret-i Yusuf’u gezintiye götürürler ve bir kuyuya bırakırlar. Bir süre sonra oradan geçen bir ticaret kervanı tarafından çıkarılır ve Mısır hükümdarının yüksek rütbeli memurlarından birine bir kaç dirheme satılır.

Aradan yıllar geçer. Hazret-i Yusuf bütün güzelliiyle Mısır’da nam yapmıtır. Onun bu yakııklılıı takat getirilemeyecek bir baskıya maruz kalmasına neden olur. Baskıyı yapan da Hazret-i Yusuf’un köle olarak bulunduu evin sahibesi Zeliha’dır. Hazret-i Yusuf’un dayanılmaz cazibesinin yanısıra, kocasının iktidarsız ve kendisinin bakire olması, Mısır sosyetesini oluturan kadınların kıkırtmasıyla Hazreti Yusuf’u taciz eder. Hazret-i Yusuf kapıya doru kaçarken kadının kocasıyla burun buruna gelirler. Mesele anlaılır ancak suçlunun kim olduu merak edilir. Kadın tarafından birisi; “Eer gömlei önden yırtılmısa kadın doru söylemi demektir. Deilse, arkadan yırtılmısa, erkek doru söylemitir” diye ahidlik eder. Kocası, gömlein arkadan yırtılmı olduunu görünce Hazreti Yusuf’un suçsuz olduu anlaılır.

Yusuf aleyhisselam hiç kimseye bir ey anmasa da olay ehirde süratle duyulur. Rahatsızlık verici boyutlara ulaır. Devlet otoritesini sarsıcı bir hal alır. Hazret-i Yusuf, suçsuz olduu bilindii halde hapse atılır. Fakat zindan onun için bambaka bir aleme açılan kapı olur. Burada peygamberlikle ereflenir ve İslamı teblie balar. Güne görmeyen bu karanlık yerde ibadetlerini aksatmamak için o güne kadar yapılmamı yeni bir “zaman tespit aracı” yapar. Zindan bir medrese halini alır.

En azılı suçlular bile onun tebliiyle hidayete ererler. Burada bir kaç sene kalır. Kendisiyle birlikte hapse giren iki kiinin rüyasını yorumlar. Bu kiiler, Mısır hükümdarının yakın hizmetinde bulunan kimselerdir. Hazret-i Yusuf’un yaptıı yoruma göre biri kurtulacaktır, dieri ise asılacaktır. Gerçekten de biri asılır, dieri kurtulur. Kurtulacaını tahmin ettii kiiye; “Beni Efendinin yanında an” demesine ramen eytan unutturur. Hazret-i Yusuf bu sebeple bir kaç yıl hapiste kalır.

Kölelii bir rüya ile balamıtı. Sultanlıı da bir rüya ile balar. Ama bu sefer rüyayı gören Mısır Melikidir. Birgün maiyyetine; “Yedi zayıf inein yedi semiz inei yediini, yedi balı baak ve bir o kadar da kurumu baak görüyorum. Bu rüyayı yorumlayabilecek kimse varsa söylesin” dese de kimse yorumlayamaz. Nice zaman sonra hapisteki iki kiiden kurtulmu olanı bu rüya sebebiyle Hazret-i Yusuf’u hatırlar ve hükümdara bahseder. İzin alarak zindana gider ve rüyayı anlatır. Ondan yorumlamasını ister. Yusuf aleyhisselamın yorumu öyledir; “Yedi sene boyunca ekip biçtiiniz ekinin yediinizden artanını baaklarında bırakın. Sonra bunun ardından yedi kurak yıl gelir. Tohumluk için saklayacaınız az miktar hariç, önceden biriktirdiklerinizi yiyip götürür. Sonra bunun arkasından da bir yıl gelecek, insanlar sıkıntıdan kurtarılıp bereketlendirilecekler.”

Hükümdar, yorumu duyunca çok beenir. Yusuf aleyhisselamı hapisten kurtararak onu maliye bakanlıına getirir. Doruluu, iffeti ve müfik idaresiyle kısa zamanda bütün Mısır’ın sevgilisi olur. Bir yandan dev bir ülkenin maliyesini idare ederken dier taraftan Peygamberlik görevini ifa eder. Nihayet beklenen uzun kıtlık yılları gelir. Hazret-i Yusuf’un aldıı tedbirler sayesinde, civar ülkeler kavrulurken Mısırlılar kıtlık yüzü görmezler. Hatta zahiresiz kalan komu toprakların insanları, pepee kervanlarını Mısır’a yollarlar. Hiçbiri bo olarak çevrilmez. İte bu kervanlardan birinde, Yusuf aleyhisselamı babasından ayırıp kuyuya atan kardeleri de vardır. Kardeler Hazreti Yusuf’u tanımazlar. Bir dizi olaydan sonra Hazreti Yusuf kendisini tanıtır ve babasını da Mısır’a davet eder.

Mısır Meliki, nereye yerleecekleri konusunda onları serbest bırakır. Yusuf aleyhisselam aile fertlerinin Casan (Goen) bölgesine yerletirilmelerini ister. Zira tevhid akidesine balı ailesinin, Mısır’ın çarpık yapısından mümkün mertebe uzak kalmalarını ve gelecek nesillerin de küfürden korunmalarını arzu etmektedir. Yakub aleyhisselam Mısır’a yerletikten sonra 17 sene daha huzur içerisinde yaar ve vefat eder. O da evlatlarının Mısır’da tevhid akidesini terketmelerinden korkmaktadır. Son anlarında etrafına topladıı çocuklarına, daha önce dedesi İbrahim aleyhisselamın yaptıı vasiyeti tekrar ederek; “Oullarım, Allah size dinini seçti. Siz de ona teslim olmu olarak can verin” Sonra sorar; “Benim vefatımdan sonra kime kulluk edeceksiniz” Oulları cevap verirler; “Senin Rabbine ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın Rabbi olan bir Allah’a kulluk edeceiz. Bizler ona teslim olmuuzdur”

Babasının vefatında Yusuf aleyhisselam 56 yaındadır ve daha uzun seneler yaayıp 110 yaında vefat eder. İsrâiloulları onun döneminde Mısır’da seçkin bir sınıf olarak yaarlar. Zamanındaki hükümdar Yusuf aleyhisselama tabi olup devlet ilerini ona bırakmıtır. nce Melik vefat eder, sonra da Yusuf aleyhisselam. Vefatından hemen önceki yakarıı öyledir; “Rabbim, bana hükümranlık verdin, rüyaların tabirini örettin. Ey göklerin ve yerin yaratanı; dünyada ve ahirette koruyanım sensin. Benim canımı Müslüman olarak al ve iyilere kat.” Sonra gelen yöneticiler İsrâiloullarını hor görmeye balarlar. Ta ki; Musâ aleyhisselam peygamber olarak vazifeye balayana kadar bu durum devam eder.

YAADII DNEM

Mısır, insanlık tarihinin en eski medeniyet merkezlerinden biridir. Kur’ân-ı Kerim, hiçbir toplumun peygambersiz bırakılmadıını bildirmektedir. Hatta bazı toplumlara aynı anda birden fazla peygamber gönderildii de bilinmektedir. Mısır gibi bir medeniyet merkezinin de bundan mahrum kaldıı düünülemez. Fakat Kur’ân-ı Kerim, Mısıra gönderilmi peygamberlerden ilk olarak Yusuf aleyhisselamdan bahseder. Her ne kadar açıkça bir tarihleme yapmasa da yaadıı döneme ait bazı ipuçlarını en ince detaylarına kadar verir. Kur’ân-ı Kerim’in eski Mısır hayatına ait verdii bu bilgilere arkeoloji ancak son yüzyılda yaptıı aratırmalarla ulaabilmitir.

Hazret-i Yusuf’un kıssası, M 1700-1600 sıralarında Mısır’ı istila eden ve Asyalı kavimler topluluundan müteekkil Hiksoslar dönemini hatırlatmaktadır. Bu ihtimali kuvvetlendiren bazı sebepler vardır ki birincisi; Yusuf isminden kaynaklanmaktadır. Yusuf adına ahıs ismi olarak Hiksosların dilinde “Yu-ys” eklinde rastlanır. İkincisi; Bu dönem monoteist eilimlerin en youn olduu dönemlerin hemen civarıdır. 1400-1350 tarihleri arasında ortaya çıkan Aton dini, yeni krallık döneminin 18. Sülalesine mensup olan firavun Akhneton yahut Amenhotep IV tarafından birdenbire Mısır’ın dini ilan edilir. Güne yuvarlıı ile simgeleen Aton, tevhidi öngören bir dinin ilahının Mısır dilindeki adı olur. Bu dine ait bilgiler Akhneton’un kurduu bakent olan Tel el Amarna’da ele geçirilmitir. Aslında tek ilah addedilen Aton, Tutmose III zamanından beri biliniyordu ki bu, peygamberlerden arta kalan tevhid inancının kalıntısından baka bir ey deildi.

Akhneton zamanında ortaya çıkan tek Tanrılı dinin, gerçekten ilahi bir din olup olmadıı konusu olup olmadıı konusu henüz tam olarak anlaılabilmi deildir. Sebebi de hiyeroglif metinlerinin İslami birikimleri olmayan uzmanlarca günümüz dillerine çevrilmi olmasıdır. Zira bu tercümanların hakim oldukları literatür, tahrif edilmi Kitab-ı Mukaddes’in tezgahından geçmi, bazen putperestlie kaymı bir inanç sistemine sahiptir. Dolayısıyla bu gözlüün ardından bakılarak yapılan tercümelerde, karanlıkta kalan pekçok husus bulunmaktadır. Bu arkeologların tercümelerine göre Akhneton’un ortaya çıkardıı dinin simgesi Güne’tir.

Oysa, ilk peygamberden son peygambere kadar vazedilen tüm eriatlerde Allahü Teala, onun yarattıklarıyla resmedilmemitir. Belki de Akhneton, Mısır tarihinin en güçlü sınıfı olan Amon rahiplerinin siyasal gücünü kırmak için böyle bir sistem gelitirmiti. Nitekim bunun tam tersi II. Ramses zamanında yaanmıtır. II. Ramses, Amon rahiplerin siyasal gücünü artırırken, Amon rahipleri de onun dinsel gücünü artırmılardır. yle ki, o zamana kadar görülmemi boyutlarda bir uygulamayla “Tanrı” ilan edilmitir. Gerçi daha önce Tanrılık iddiasında bulunan firavunlar çıkmıtı fakat, II. Ramses’in uygulaması kadar olmamıtı.

çüncü sebebi ise öyle izah edebiliriz; Kur’ân-ı Kerimden anlaıldıına göre Yusuf aleyhisselam, Mısırlı idarecilerle -tebliin dıında- hiçbir itikadi çatımaya girmemitir. Baka bir deyile, Mısırlı idareciler Yusuf aleyhisselamın tevhidi tebli etmesine karı çıkmamılardır. Oysa klasik Mısır idarecileri kendilerini Tanrı ilan edecek kadar sapkınlık içerisinde olmulardır. Demek ki Yusuf aleyhisselam dönemindeki Mısır idarecileri böyle bir itikada sahip deillerdi. Farklı bir kültüre sahiptiler. Kur’ân-ı Kerim’de, Yusuf aleyhisselam dönemindeki Mısır yöneticisi “Melik” olarak isimlendirilmektedir. Oysa Musâ aleyhisselam dönemindeki yönetici hakkında “firavun” ismi kullanılmaktadır. Bu da ister istemez, Mısırda çok farklı ve özel bir dönemi akla getirmektedir. Büyük bir ihtimalle Hazret-i Yusuf Hiksosların döneminde vazife yapmıtı.

HİKSOSLAR

Hiksoslar kimlerdi ve nereden gelmilerdi Bugüne kadar elde edilen arkeolojik verilere göre Hiksoslar dönemini u ekilde özetleyebiliriz; M 1700′lerde Mezopotamya ve Mısırın Kuzey kesimleri büyük bir istila dalgasıyla sarsılır. Bu istilalar bütün siyasi ve dini dengeleri altüst eder. Mısır’ın kuzeyini igal eden oban Krallar yahut, Yabancı lkelerin Prensleri olarak zikredilen Hiksosların tek bir kavim mi, yoksa kavimler topluluu mu olduu yine de tartımalıdır. Irki tiplerini anlayabileceimiz ne bir sfenks, ne bir heykel, hiçbir resimsel kanıtları yoktur. Hiksosları resmeden tasvirler ise Mısır’ın yerlileri tarafından yapılmıtır. Kesin olan Asyalı olduklarıdır. Kısa sayılabilecek bir dönemde Mısırın sosyal hayatını derinden etkileyen Hiksosları XVIII. Sülale firavunları Mısır’dan çıkarmılardır.

M 17. Yüzyılda Mısır’da hüküm süren bir Hiksos kralının Girit’e gönderdii bir vazonun kapaında kendi adı olan “Khan/Khayan” ismi geçmektedir. Khan Asya kökenli bir addır. Türkçedeki Han ve Kaan’ı çarıtırmaktadır. Ayrıca Hiksosları tasvir eden kabartmalar tipik Asya kökenli insanların resimlerini yansıtırlar. Fakat kullandıkları dilin Sami kökenli olduu da nakledilmektedir. Kuzey’de Hiksosların hüküm sürdükleri dönemde, Güney Mısır tahtında olan Kraliçe Haçepsut, bir yazıtında öyle der; “Kuzey ülkesinde, Avaris’te Asyalılar var…” Avaris, Hiksosların baehri idi. Yine Hiksoskralı Apophis’ten bahsedilen bir baka kayıt öyledir; “Sıkıntı Asyalıların ehrindeydi. Kralları Apophis Avaris’teydi…”

Hiksosların igalini yaayan Mısırlı tarihçi Manetho, o dönemde yaananları öyle anlatmıtır; “Baımızda Timaios isimli bizden bir kral vardı. Her ey onun zamanında baladı. Tanrı bizden neden razı deildi bilemiyorum. Doudan gelen yabancı adamlar aniden yurdumuzu bastılar. Cesur insanlardı. Hiçbir karı koymaya rastlamadan ülkemizi ele geçirdiler. Yöneticilerimizi boyunduruk altına aldılar. ehirlerimizi yamaladılar, mabedlerimizi yıktılar, erkeklerimizi öldürüp çocuk ve kadınlarımızı esir aldılar. Sonra kendi krallıklarını kurdular. Krallarının adı Salatis idi. Yukarı ve aaı Mısır’ın hakimi oldu. Gerekli yerlere garnizonlar kurdu. Salatis’in askerlerinin sayısı 240 bin idi.”

İlk hece Heg/yönetici, Mısırca bir kelimedir. İkinci hece ise, dou çölü göçebe ırkları için Mısır’da genel bir ünvan olarak kullanılan Shasu kökenli olmalıdır. Hiksos hükümdarlarından Khayan, kendisini; Heg Setu/çöllerin hükümdarı olarak adlandırıyordu. n Asya’ya at ve atlı arabayı ilk olarak Güney Asyalı Mitannilerin getirdikleri bilinmektedir. Mısıra da at ve atlı arabayı ilk getirenler Hiksoslardır. Sonuç olarak Hiksosların Asyalı oldukları, Mısır’ın yerli kültüründen farklı bir kültüre sahip oldukları kesindir. Bütün bu bilgilerin ııında unu söyleyebiliriz; büyük bir ihtimalle Yusuf aleyhisselam, Hiksoslar döneminde baehir Avaris (veya Memphis)’te hem peygamberlik, hem de Maliye bakanlıı görevini sürdürmütü.