Big bang ya da Büyük patlama, evrenin yaklaık 14 milyar yıl önce çok youn ve sıcak bir noktadan meydana geldiini savunan bilimsel teori. Galaksiler nebulözler ve yıldızlararası plazmanın bu ekilde meydana geldiini savunur. Bu ilk infilaktan bu yana çok daha küçük patlamalar halen devam etmekte (süpernovalar) ve evren, genileyip büyümeye devam etmektedir.

Gerçekten de dünyamızdaki gözlem evlerinden izlenen uzak galaksilerin ııındaki kırmızıya kayı, bunun ispatı olarak kabul edilmektedir.

Büyük patlamadan gelen radyasyon, ilk defa 1964te tespit edilmitir. New Jerseydeki Bell Laboratuvarlarından Arno Penzias ve Robert Wilson, Samanyolunun dı kısımlarından gelen belirsiz radyo dalgalarını ölçmeye çalııyorlardı. Fakat bunun yerine gökyüzünün her tarafından gelen bir radyasyon buldular. Bu ıınımın bütün yönlerdeki parlaklıı aynı idi ve yaklaık 3° Kelvin sıcaklıında bir ortamdan geldii anlaılıyordu. Daha sonra Penzias ve Wilson, bu buluları için bir Nobel ödülü kazandılar.

Bu kozmik fon radyasyonunun, büyük patlamadan hemen sonra kainatı dolduran sıcak gazdan geldii tahmin edilmektedir. Astronomlar, 1920lerden beri kainatın genilediini biliyorlardı. Bu genilemenin hızı da, 15 milyar yıl kadar önce bütün maddenin tek bir anda aynı noktada bulunması gerektiini gösteriyor. İte tam bu ilk zamana büyük patlama deniyor. O zamandan beri de kainat sürekli olarak genilemektedir.

Büyük patlamadan sonra kainat radyasyondan yayılan çok sıcak gazla dolmutur. İlk önce gaz, temel parçacıklardan meydana gelmiti: nce kuarklar olutu ve bunlar bir araya gelerek protonları ve nötronları meydana getirdi; daha sonra da elektronlar ortaya çıktı. Büyük patlamadan 300.000 yıl sonra, sıcaklık 3000 °Kye düünce bu parçacıklar birletiler ve atomlar olutu.

Bu durum, kainata büyük bir deiiklik getirdi. O zamana kadar elektrik yüklü parçacıklar radyasyonu çok kolay emerlerdi. Radyasyon çok uzaa gidemediinden, gaz da effaf deildi. Fakat nötr atomlar radyasyonu iyi ememediler. Bu durumda hareketine bir engel kalmadıından, radyasyon uzayda yayıldı.

Uzay geniledikçe radyasyonun dalga boyu uzadıı için, daha souk bir cisimden geliyormu kanaatini vermeye baladı. Bizim radyasyonu ölçebildiimiz imdiki zamana kadar radyasyon, mutlak sıfırın ancak birkaç derece üstündeki sıcaklıklara kadar soudu.

Penzias ve Wilson tarafından bulunan kozmik fon radyasyonu, bu düünceye mükemmel olarak uymaktadır. Hem sıcaklık doru derecedeydi hem de radyasyon bütün gökyüzünde aynı sıcaklıktaydı; çünkü bütün yönler büyük patlamaya doru gidiyordu.

Fakat bu keif ortaya çözülmesi gereken bir de bilmece çıkardı. Fon radyasyonu, büyük patlamadan 300.000 yıl sonra gazın son derece homojen olduunu göstermektedir. Gazın içinde büyük topaklar ve delikler olsaydı, bunlar radyasyonun gökyüzündeki daılımında sıcak ve souk bölgeler olarak gözükecekti. te yandan bugün çok topaklıdır. Kümeler, ince uzun gruplar halinde toplanan galaksiler ve bunların aralarında boluklar vardı. Bu büyük yapıların orijinal gazın içindeki topaklardan çıkmı olması gerekmektedir. Tıpkı sütün topaklanarak peynire dönümesi gibi.

Kozmoloji ile uraan bilim adamları, fon radyasyonu iyi incelenirse, bunun sıcaklıında bazı sapmalar bulacaklarına inanıyorlar. Astronomlar, kozmik fon radyasyonunun sıcaklıını 1960lardan beri giderek artan bir dikkatle ölçmektedirler. Birkaç yanılmanın dıında, yalnızca ortalama sıcaklıktan sapmalara sınırlamalar koyabilmilerdir. Yerden yapılan son deneyler, bunların da bir Kelvinin 30 milyonda birinden fazla olamayacaını gösteriyor. Yerden gözlem yapan astronomlar, kozmik fon radyasyonunu incelediklerinde iki hususla karılamaktadır: Birkaç santimetre daha uzun dalga boylarında gözlem yaptıkları zaman bizim galaksimiz Samanyolundan gelen radyasyon, zayıf fon radyasyonundan baskın çıkıyor. Bizimi galaksimizdeki parlak ve karanlık kısımlar, fon radyasyonundaki herhangi bir sapmayı kolaylıkla maskeliyorlar.

Daha kısa dalgaboylarında ise Samanyolu daha zayıftır; fakat bu dalga boylarındaki radyasyon, Dünyanın atmosferindeki su buharı tarafından emilmektedir. Dünyanın her yerinde, çeitli gruplar, yüksek dalar, Antarktika ve yüksekte uçan balonlar gibi havanın kuru olduu yerlerden gözlem yaparak bu problemi çözmeye çalımılardır.

Buna en iyi çözüm, bir uydudaki kısa dalga boylu bir radyo alıcısıdır. 1970lerin ortalarında, bu gözlemcilerin çou, NASAnın Goddard Uzay Uçu Merkezindeki bilim adamlarıyla ibirlii yaparak Kozmik Fon Keif Uydusu COBEnin tasarımına katkıda bulundular.

18 Kasım 1989da COBE, yörüngesine mükemmel bir ekilde oturtuldu. COBEnin taıdıı üç araçtan iki tanesi gökyüzünü uzun kızılötesi dalgaboylarında gözlemledi. Araçlar, uzaydan gelen zayıf sinyallerin uzay aracının kendi sıcaklıından etkilenmemesi için sıvı helyumla soutulmaktaydı. Bu araçlar görevlerini seferin dokuzuncu ayında sıvı helyumun bittii sırada tamamladılar. Araçlardan biri fonun ortalama sıcaklıını görülmemi bir hassasiyetle ölçerek 2.735 °K deerini buldu. Dieri de ilk defa olarak, uzun kızılötesi dalgaboylarında uzayın haritasını çıkardı.

çüncü ölçüm aleti fon radyasyonunun parlaklıındaki sapmaları aramak için tasarlanmıtı. Altı diferansiyel mikrodalga radyometreden oluan bu düzenek gözlemlerine devam ediyor; çünkü bunların soutulması gerekmiyor. Bunlarla gökyüzü imdiye kadar iki kere tarandı ve üçüncü taramaya devam edilmektedir. Radyometreler gökyüzünü 3.5, 5.7 ve 9.5 milimetre olmak üzere üç kısa radyo dalga boyunda gözlemlemektedir.

Halen, dünyanın çeitli yerlerinde aynı derecede hassas aletlere sahip ekipler COBEnin görebileceinden daha küçük, bir açı dakikası sapmalar bulmak için gözlem yapmaktadır.
Kaynak:www.uzaysitesi.com