Körler ülkesinin karısına kurulan kent İstanbul

Kentin kuruluu üzerine rivayet muhtelif. En ünlüsü ve bilineni Megaralı göçmenlerinin yolculuu. Bir de Evliya elebi’nin anlattıı var ki, tadına doyum olmuyor…
Efsaneye göre, Koressa’nın olu, Yunanistan’ın Megara kentinden genç Byzas, yandalarıyla birlikte, bölgedeki baskılardan kurtulmak, yeni bir kent kurmak ve özgürlüünü ilan etmek için yola çıktı. Her ey iyiydi de, kent nerede kurulacaktı O çada, bilinmeyenleri bilinir kılan birisine, Delfoi kentindeki kâhine danıtı genç adam. Delfoi kâhini gidecei yeri tarif etti;
“Kentini kuracaın yer, körler ülkesinin tam karısında olacak.” Byzas yola çıktı, aradı taradı, körler ülkesi diye bir yer yoktu. Sonunda, mola verdikleri bir deniz kıyısında, karı sahile baktı ve baırdı: “Bu insanlar kör mü, burası varken orada oturulur mu”. Delfoi kâhinini hatırladı
genç adam; “Körler ülkesinin karısında kuracaksın kentini.” Körler ülkesi, günümüzün Kadıköy’üdür! İstanbul’dan çok yıllar önce kurulmutur “Khalkedonia”, yani Kadıköy. Byzas; ordusuyla gelip
soluklanmak için durduu imdiki Sarayburnu’nda, manzaranın muhteem görüntüsünden adeta büyülenmiti. Khalkedonia’nın neden “Körler lkesi” tanımlamasını hak ettiini anlamıtı artık. ünkü, böyle cennet benzeri bir yer dururken, tam karıda ve korumasız bir yerde kent kuranlar, ancak kör olabilirlerdi! Ol hikâye böyle. Temelleri Sarayburnu sırtlarında atılan kente, kurucusunun adı olan Byzas’tan dolayı, “Byzas’ın kenti” anlamında “Byzantion” dendi…

Ayasofya Efsaneleri

Bizanslıların ve Türklerin en büyük mabedi olmu Ayasofya hakkında ina yıllarından balayarak birçok efsaneler söylenmitir
Akemseddin’in ilk tefsir dersini verdii pencere, souk pencere ismiyle anılmaktadır. Bu pencereden esen serin rüzgarın ilahiyet tahsil edecek talebeye zihin açıklıı verdii inancı beslenirdi.
Ayasofya’nın güney tarafındaki delhizlerde bulunan oyuk bir ta Hz. İsa’nın beii olarak gösterilmekte idi. Kadınlar yeni domu rahatsız çocuklarını bu beie koysalar sıhhat bulacaklarına inanılmıtı.
Müslamanların inanılarına göre Hızır, Ayasofya’da top kandilin altında namaz kılardı. 40 sabah aynı yende namaz kılanların Hızır’a rastlamaları mümkündü.
Hızır genelllikle bir dervi kılıında görünürdü. Eer o anda tanınır ve eline sarılırsa dilenilen ey olurdu. Ayasofya’nın kubbesindeki 4 melek tasviri de birer tılsım sayılırdı.
Bunlardan biri de Cebrail sureti kanat takıp sayha vurursa (baırsa) dou semti ganimet olur derlerdi. İsrafil sureti sayha vursa batıda kıtlıa dalalet eylerdi.
Mikail seslense kuzey tarafında bir asi ortaya çıkardı. Azrail seslense cemi alemde taun (veba) bagösterirdi diye itikad edilmiti.
Caminin 361 kapısı vardır. Ama yüzü büyük kapıdır ve cümlesi tılsımlıdır. Defalarca saysak bir kapı daha meydana çıkar, ona dahi nian koysak görmediimiz bir kapı zahir olur ‘(görünür) tuhaf hikmettir.
Orta cümle kapısı üzerinde sarı piniç tabuta benzer bir uzun sanduka vardır. İçinde Kraliçe Sofya’nın naaı mumya olarak defnolunmutur.
Nice kimseler bu sandukaya dokunmaya cür’et ettiklerinde caminin içinde büyük bir deprem ve velvele peyda olduundan vazgeçmeye mecbur kalmılardır.
Bunun üstünde “amud-u sagirmlerin (küçük direklerin) takı üzere bir mermer kitabe içinde Kud-sü erif’in eski kıblesi tavsvir olunmutur. İçi türlü cevherlerle süslenmitir. Bu dahi tılsımdır. Kimse dokunmaya cesaret edemez.
Ayasofya mevcut 11 kuyudan biri bileziinden ötürü Hz. İsa’ya izale edilmektedir. Yukarı mahfilin dou tarafında mermere döeme üzerinde yazılı bir ta vardır.
Taın üstünde 1205 Haziran’ın 1′inde ölen Ehlisalib reisi Hanri Dandalo ismi yazılıdır. Dandalo buraya gömülmütü.
Lahid içinde bulunan zırhı ve arması Fatih tarafından ressam Bellini’ye hediye olunmutur.
Evliya elebi unutkanlık hastalıına tutunanların Ayasofya kubbesi ortasındaki altın top altında yedi kere sabah namazı kılıp dua etmeleri ve her vakitte yedier siyah üzüm yemeleriyle dertlerinin iyileeceini yazmaktadır.
Ayasofya’nın geride cümle kapılarının batı tarafı nihayetindeki dreklerden biri Terler Direk ismiyle anılmaktadır.
Bu rutubetli sütun önünden asırlarca, binlerce insan geçmi ve türlü dertlere ifa ümidiyle uzattıkları parmaklarıyla sütunda derin bir çukurr bırakmılardır.
Kıble kapısının kanatları Nuh Peyamber’in gemisinin tahtasından yapılmıtır diye efsane vardır.
Tacirlerin, kaptanların o kapının önünde namaz kılıp ellerini kapının tahtasına sürmeleri ve Nuh peygamber ruhuna bir fatiha okuyup sefere çıkmaları uurlu sayılırdı.
Yürek oynamasına ve nefes darlıına urayanların Ayasofya içindeki kuyunun suyundan sabah erkenden aç karnına üç kere içerlerse iyileeceklerine inanılırdı.

Kız kulesi, ak kulesi

Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius`un kaydettii bir ak hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü akını anlatan bu hikaye, Hero`nun kuleden ayrılmasıyla balar. Hero Afrodit`in rahibelerindendir ve aka yasaklıdır.
Yıllar sonra Afrodit`in tapınaında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karılaır. Birbirine aık olan iki genç, Leandros`un gece kuleye gelmesi ile aklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli akına ve yasak sevimelerine tanıklık eder. Leandros`un yüzerek kuleye geldigi fırtınalı bir günde Hero`nun yaktıı sevda ateinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüünü gören Hero da kendini Kızkulesi`nden boazın sularına bırakır. Kavuamayan aıklara atfen anlatılan bu hikayeden baka bir de; Kleopatra`nın sonuna benzer bir sonun anlatıldıı yılan hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdii kızı onsekiz yaına geldiinde bir yılan tarafından sokularak ölecegi söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerletirir. Kaderin kaçınılmazlıını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya`nın giri kapısının üstüne yerletirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadıına dair hikayeler anlatılır. En son anlatılan hikaye ise Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi`nin askerleri ile Kızkulesi`ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve sküdar Tekfuru`nun kızını kaçırdıı ile ilgili hikayedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra sküdar`dan atına atlayıp oradan uzaklamıtır. okça bilinen “Atı alan sküdar`ı geçti” lafı bu hikayeden gelir. Bu hikayeden günümüze gelen bir dier ey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Dier efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermilerdir. Antikça`da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapmıtır.imdi ise “Kızkulesi” ismi ile bütünlemi ve bu ismi ile anılmaktadır.

Süleymaniye Camii Harcı Efsanesi
Birkaç yıl önce Süleymaniye Camii’sinin yıkılma tehlikesiyle karı karıya kaldıı anlaılmı. Eer çözüm bulunamazsa koca cami kısa bir zaman içinde yıkılacakmı. Caminin tüm taıyıcı yükü kemerlerindeymi. Bu kemerlerin ortalarında bulunan kilit taları zamanla aınmı. Ama elde yazılı bir proje olmadıı için nasıl deitirilecei bilinmiyormu.
Hemen Türkiye’nin en yetkin mühendis ve mimarlarından oluan bir heyet oluturulmu. Ortaya bir sürü fikir atılmı. Her kafadan bir ses çıkmı ama sonuç alınamamı. Tartımalar sürerken caminin içinde büyük bir karmaa sürüyormu. lkenin çeitli bilim kurulularından bir sürü mimar mühendis kemerleri inceliyormu. Bu adamlardan biri ortalarda dolanırken kazara gizli bir bölme bulmu. Bölmede üzerinde eski yazı olan bir not varmı. Uzmanlara inceletilen kaıdın orijinal olduu belgelenmi.
Bu kaıt parçası bizzat Mimar Sinan’ın imzasını taıyan bir mektupmu. Mektupta yazılanlar tercüme ettirilince ortaya öyle bir metin çıkmı. “Bu notu bulduunuza göre kemerlerden birinin kilit taı aındı ve nasıl deitirileceini bilmiyorsunuz.” Koca Sinan kademe kademe kilit taının nasıl deitirileceini anlatıyormu. Heyet Sinan’ın söylediklerini aynen yapmı. Süleymaniye camisi böylelikle kurtarılmı. Bu mektup u an Topkapı Sarayı’nda saklanıyormu.

Tahta Kılıç Efsanesi : Fatih

İstanbul’un fethine ilikin efsaneleri hem Türkler hem de Bizanslı Rumlar da anlatır. Efsanelere göre, İstanbul gibi bir ehrin fethi, mucizelerle olabilirdi. ancak..
Bu mucizelerden birini anlatan Tahta kılıç efsanesi de öyledir:
II. Sultan Mehmet’in saldırı üzerine saldırı tazeledii, Türk toplarının cehennemi bir atele surlarını dövdüü kuatma günlerinden bir gün, Tanrı bir meleini Agapios adındaki bir keie gönderir. Melek, getirdii tahta kılıcı Agapios’a verir ve bunu Bizans imparatoru Konstantinos Paleologos’a vermesini söyler. Bu kılıç sayesinde Türkler ehri alamayacaklardır.
Kei Agapios, kendisine verilen ilahi görevi yerine getirmek üzere hemen Bizans sarayına gider ve imparatorun huzuruna çıkarak;
“Yüce Tanrımız bu kılıcı size gönderdi efendimiz. Bu kılıcı alın ve onunla dümanınız Türkleri yok edin!”
Konstantinos Paleologos kılıcı alır, ama tahtadan yapılmı olduunu görünce müthi öfkelenerek keie baırır:
“Benim elimde anlı Davud’un her savuruta dört mızrak boyu uzayan olaanüstü kılıcı var. Bu tahta kılıç ne iime yarar ki!”
Saraydan kovulan ve kalbi kırılan kei, o üzüntü ve kızgınlıkla doruca genç Türk padiahının huzuruna çıkar, hikâyesini anlatarak tahta kılıcı ona sunar. Genç padiah kutsal armaanı büyük bir sevinçle kabul eder. Kısa bir süre sonra Bizans düer, genç Türk padiahı böylece “Fatih” olur…

Rumelihisarı Efsanesi

Yedinci Osmanlı padiahı Sultan II. Mehmet, büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in yapmak istedii, ancak 1402 Ankara Savaı’nda Timur’a yenilmesiyle baaramadıı bir iin üstesinden gelmek ister. İstanbul’u fethetmek… Bu amaçla, Yıldırım Bayezid’in Boaz’ın Anadolu yakasında yaptırdıı Güzelce
Hisar’ın, yani bugünkü adıyla Anadoluhisarı semtinin karı kıyısına bir hisar da kendisi yaptırtmak ister. Ama Boaz’ın o yakası Türklerin elinde
deildir o tarihlerde. Ayrıca, Bizans ile görünüte de olsa iyi komuluk ilikileri sürmektedir o yıllarda. Genç Türk sultanı, bu ilikiyi bozarak
imparatoru kukulandırmak istemedii için, Boaz’ın Rumeli yakasındaki küçük bir toprak parçasını dostça dileklerle elde etmeyi tasarlamıtır.
II. Mehmet, gizlice Müslüman olan bir rahipten aldıı mektuptan esinlenir. Rahip, Boaz’ın Rumeli yakasındaki kiliselerden birinin papazıdır. öyle der Osmanlı padiahına yazdıı mektupta;

“İstanbul’u fethedecek ulu emir sensin. Burada bir kale ve Akdeniz Boazı’nda iki kale yapılıp, İstanbul’a iki taraftan zahireye benzer eylerin
girmesine müsaade olunmadıı taktirde, ehirde kıtlık ve pahalılık olması muhakkaktır. Azametle Edirne’den deniz gibi askerle bu bizim tarafı ereflendiriniz.

Genç padiah bu mektuba çok sevinir ve İmparator Kontantinos’un da iznini alarak Karadeniz’deki Terkos kalesi yöresine ava gider, ardından da İmparator Kontantinos’a avladıklarından göndererek dostluunu gösterir. Padiah, hediye av hayvanları ile birlikte bir istekte de bulunur
imparatordan. Boaz’ın Rumeli yakasında, hisarın bugün bulunduu yerde bir av kökü yapmak. İmparator Konstantinos (Konstantin) bu iten
kukulanır, ama dorudan “hayır” cevabı verip onun dümanlıını da kazanmak istemez. Konstantinos, padiahı bu iten vazgeçirmek için
dolambaçlı bir yola bavurur, sonunda ve elçileriyle öyle bir haber yollar;
“Eer padiah bir sıır derisinin kapladıı alanı amayacak kadar bir çiftlik yaparsa kabul ederim. Ama bir sıır derisinden fazla olursa iznim yoktur. Zira barıa aykırı olur bu i.”
II. Mehmet imparatorun teklifini ikiletmez. Kendisine mektup yazan papazın da önerisi ile imparatorun göndermi olduu sıır derisini ince eritler
halinde dilim dilim güzelce kestirir, sonrasında da eritleri uç uca ekleyerek geni bir alanı çevirir. Sınırları belirlenen bu alan içine de
Rumelihisarı’nı yaptırır. Plan o ekilde uygulanır ki, Anadoluhisarı tarafından karı sahile bakıldıında, kufi yazıyla “Mehmed” adı okunur hisarın
planında. Hisar ina edildiini haber alan Konstantinos, “Barıa aykırı kale yaptınız diyerek hemen elçisini yollar. Osmanlı padiahı, dilim dilim
kesilmi sıır derisini krala gönderir elçinin yanma kattıı kendi adamlarıyla.

“İte izninizle bir sıır derisi büyüklüünde bir bina yaptık. Fazla yaptıysak yıkalım” der. Bizans imparatorunun tüm çabalarına karın, II. Mehmet
anakkale Boazı’nın iki yakasında da kale yaptırarak, Bizans’ın tüm lojistik destek kanallarım kapatmı olur. Ve ehr-i İstanbul’un zaptı giderek yaklaır…

Yeni Kapınız Hayırlı Olsun

Sultan IV. Murat, kılık deitirerek halkın arasında dolamaktan çok holanırmı. Koyduu yasaklara uyulup uyulmadıını da yerinde denetlermi tebdil-i kıyafet gezerken. Bir gün yine kılık deitirerek sküdar’dan bir kayıa binmi. Kayıkta bulunan bir yolcu ile derin bir sohbete dalmı IV. Murat, karı yakaya geçerken.
Padiah yolcuya kim olduunu, ne i yaptıını sormu. “Bana sküdarlı Remmal Ahmet Aa derler” diye
yanıtlamı yolcu. “Remil atar, gaipten haber veririm. Padiah, meraklanmı ve bir soru daha
sormu. “Madem böyle bir hünerin var, remil atarak padiahın u an nerde olduunu söyleyebilir misin”
deyince, Ahmet Aa, “Elbette söylerim” diyerek remilini atmı ve, “Benim hesabıma göre padiah u anda derya üzere olmalı, bir daha bakayım da yerini tam söyleyeyim.” Attıı remile gözlerini diken Ahmet Aa, bir süre akın akın bakınıp, “Tuhaf ey! Padiah bu kayıın içinde görünüyor. Padiah ben olmadııma
göre o sizsiniz! demi ve Sultan IV. Murat’ın ayaklarına kapanmı.Padiah, “Gerçekten hüner sahibiymisin” demi, ama bir soru daha yöneltmi korkudan beti benzi atan Ahmet Aa’ya. “Ama daha iin
bitmedi. imdi bir remil daha at bakalım. Karaya çıkınca benim hangi kapıdan geçerek İstanbul’a gireceimi
söyle. Bunu yaparsan ödülün büyük olur. Ama yapamadın mı gerisini sen düün artık! Ahmet Aa üçüncü
kez remilini atmı, ama bu kez hiçbir ey söylememi. Remilde gördüklerini bir kâıda yazarak, katladıı
kâıdı padiaha uzatmı. “Hangi kapıdan gireceiniz bu kâıtta yazılı hünkârım! Ama sizden dileim, kapıdan geçip kente girdikten sonra buna bakmanızdır.” Padiah kâıdı alıp cebine koymu. Kayık karı
kıyıya varınca karaya çıkmı ve yakındaki surlarda nöbet tutmakta olan muhafızlara, surlarda hemen bir
kapı açmalarını buyurmu. Muhafızlar, ellerinde kazma kürek hemen ie koyulmular ve kısa sürede surların o bölümünde yeni bir kapı açmılar. Padiah bu yeni açtırdıı kapıdan İstanbul’a girer girmez
cebindeki katlanmı kâıdı çıkarıp okumu ve hayretler içinde kalmı. “Yeni kapınız hayırlı uurlu olsun padiahım!”
0l hikâye, IV. Murat’ın açtırdıı kapıya, bu nedenle “Yenikapı” adı verilmi.